Kibir ve Ölümsüzlük

Başarılar, kazanımlar, diplomalar, statüler, unvanlar…

Tüm bunların peşinde bir ömür harcıyoruz. Peki ne için?

Nâzım Hikmet’in deyimiyle “Yaşadım diyebilmek için…”

‘Ben vardım…’ ‘Yaşadım…’ ‘Bakın, neler yaptım!…’ ‘Hey!… Görmediniz mi?’ 

Bunca çaba, bunca koşuşturma, dökülen onca alın teri… Tüm bunların ardında yatan güdü ne? Kalıcı bir iz bırakmak, sonsuza dek hatırlanmak. Belki fiziksel olarak değil ama en azından zihinlerde yaşamak…

 

Peki, bu arzu nereden geliyor? Neden ölümsüzlüğü arıyoruz?

Bu arzunun kökeni, insanlık olarak kaybetmiş olduğumuz bir ilişkiye dayanıyor: Tanrı ile olan ilişkimize. Adem ve Havva, Tanrı ile kusursuz bir uyum içinde, Aden Bahçesi’nde yaşıyorlardı. Ölümsüzdüler; ölüm, hastalık, acı ve kaygı yoktu. Ancak bu düzeni bozan bir şey oldu: Günah! Tanrı, Adem ve Havva’ya İyiyi ve Kötüyü Bilme Ağacı’ndan yememelerini yerlerse kesinlikle öleceklerini söyledi, çünkü bu ağaç, Tanrı gibi olma arzusunu temsil ediyordu. Şeytan, Adem ve Havva’ya yılan biçiminde gözükerek yalan söyledi: Onlara bu ağacın Tanrı’nın söylediği gibi ölüm getirmeyeceğini, tam tersi Tanrı gibi olacaklarını söyleyerek ayarttı ve Adem ve Havva yasaklı ağacın meyvesinden yediler. Aynı kibir, Şeytan’ın da Tanrı’ya isyan etmesine neden olmuştu. Sonuç olarak, Adem ve Havva günah işleyerek Tanrı’dan uzaklaştılar. Bu günah, hem ruhsal hem fiziksel ölümü, acı ve laneti getirdi. Ve yalnızca onların hayatına değil, tüm insan soyuna…

“Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.”

Romalılar 5:12

Günümüzde biz, günah nedeniyle kaybettiğimiz bu ölümsüzlüğü tekrar kazanmaya çalışıyoruz. Simyacılar, 2500 yıldan fazla bir süredir bunun için çabalıyorlar. Gelişen teknolojiyle birlikte “Transhümanizm” gibi kavramlar ortaya çıkararak ölümsüz bir insan yaratmaya yönelik çabalar sürmeye devam ediyor. Bizler, belki fiziksel olarak ölümsüz olamasak da arkamızda bıraktıklarımızla “ölümsüz” olmaya çalışıyoruz. Ancak unuttuğumuz bir şey var: Tanrı’nın verdiği ölümsüzlüğü, Tanrı olmadan tekrar kazanamayız. 

“İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir?”

Matta 16:26

Ortada çözülmesi gereken bir problem var: Adem ve Havva’nın düştüğü kibir ve isyan, bugün de insanın yüreğinde yaşamaya devam ediyor. Her günahın temelinde, Tanrı’nın otoritesini reddetme, O’na isyan etme, O’nun gibi olma arzusu yatıyor. Modern dünyada bu kibir, insanların kendi arzularını Tanrı’nın yerine koymasıyla kendini gösteriyor. Para, güç ve statü peşinde koşarak Tanrı’dan bağımsız olma arzumuzu sürdürüyoruz. Bu çabalar, bize sadece tatmin edilemeyen bir boşluk, amacından sapmış bir yaşam, acı ve ölüm getiriyor. Kendimizi “ölümsüzleştirme” çabasına “kendimizi yücelterek” girerken, bu bizi Tanrı’dan daha da uzaklaştırıyor.

“Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür, Ama sonu ölümdür.”

Süleyman’ın Özdeyişleri 14:12

Ama Tanrı, Adem ve Havva günah işlediği an bile insanları çaresiz bırakmadı. Onlara bir kurtarıcı vaadinde bulundu: kadının soyundan gelecek biri Şeytan’ın başını ezecekti. Bu vaat, yüzyıllar sonra İsa Mesih’in dünyaya gelişiyle yerine getirildi. İsa “kadının soyu” olarak bakire Meryem’den dünyaya geldi. Göksel ihtişamını bir yana bırakıp mütevazı bir yemlikte doğdu. İnsanlık kibirle Tanrı gibi olmaya çalışırken, İsa tam tersine alçakgönüllülüğü seçti. Tanrı olduğu halde, ululuğunu bir yana bırakarak insan bedeni aldı ve bizleri kurtarmak için çarmıhta günahın bedelini ödedi. 

“Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.”

Filipililer 2:7

Tanrı, İsa’da bize olan sevgisini gösterdi. Biz kibirimizle Tanrı gibi olmaya çalışırken, Tanrı insan oldu ve alçakgönüllü bir şekilde kurtuluşumuzu sağladı. İsa’nın gelişi, Tanrı’nın Adem ve Havva’ya verdiği kurtuluş vaadinin yerine gelmesiydi. Artık O’na güvenen herkes, günahın ve ölümün etkisinden kurtulabilir ve Tanrı ile sonsuz bir ilişki kurabilir.

“İsa ona, “Diriliş ve yaşam Ben’im” dedi. “Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır.”

Yuhanna 11:25

“Böylece imanla aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı’yla barışmış oluyoruz.”

-Romalılar 5:1

Tanrı, İsa’nın alçakgönüllülüğü ile bize bir şey öğretiyor: Kaybettiğimiz ölümsüzlüğü kazanmamızın “kibir” yolu ile değil, tam tersine “alçakgönüllülükle” mümkün olduğunu…

“Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.”

-Matta 23:12

Bugün bizler sürdüğümüz başarılı dünyasal yaşamın sonucu insanlar tarafından hatırlanarak ya da teknolojiyi kullanarak ölümsüz olamayacağımızı kabul etmeliyiz. Sonsuz yaşamın, ölümsüzlüğün yolunun günahkar olduğumuzu kabul edip tövbe etmekte, Mesih İsa’yı şahsi Rab ve kurtarıcımız olarak hayatımıza kabul etmekte yatıyor olduğunu anlamalıyız. 

“Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i tanımalarıdır.”

Yuhanna 17:3

“İsa’nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın.”

Romalılar 10:9

Yaşamın yalnızca Tanrı’dan geldiği gibi insan “onuru” da yalnızca Tanrı’da bulabilir. Ve biz bugün kalıcı olarak onurlandırılmak istiyorsak Tanrı’yı onurlandıran bir yaşam sürmeliyiz. Kendi iyi işlerimiz ve çabalarımız günün sonunda yanıp kül olacak ve insanlar tarafından da unutulacaktır. Ancak Tanrı’yı onurlandıran bir yaşam sürersek, ismimiz Tanrı katında sonsuz bir alev olarak parlayacaktır. Tanrı’yı onurlandıran bir yaşam ise İsa Mesih’e adanmış bir yaşamdır. 

“[…]Gönlümün hoşnut olduğu sevgili Kulum O’dur.[…]”

Matta 12:17

Yalnızca bu sayede kalıcı bir onura sahip olabilir ve bizden sonraki kuşaklar için kalıcı bir miras bırakabiliriz. Tıpkı İsa’nın yaşamının 2000 sene sonra bile bugün bizlerin yaşamına rehber olduğu gibi… 

“Mesih’e bu yolda hizmet eden, Tanrı’yı hoşnut eder, insanların da beğenisini kazanır.”

Romalılar 14:18

Kibir ve Ölümsüzlük
Başa dön